Doğu Akdeniz'de Türk tokadı: Tüm dengeler değişti - YeniHavadisYeniHavadis

20 Ekim 2020 - 09:17

Doğu Akdeniz’de Türk tokadı: Tüm dengeler değişti

Libya’da Hafter’in kuşatması, Türkiye’nin de verdiği kritik destekle kırıldı. 14 ayda önemli bir üstünlük elde eden darbe rejimi, Türkiye’nin devreye girmesiyle kaçacak delik aramaya başladı. Yabancı ve paralı askerlerin de ülkeden kaçtığı bu günlerde planlar yapan Yunanistan’ı da şah mat etti. Libya’da yaşanan ve beklenen senaryoları Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın değerlendirdi.

Son Güncelleme :

12 Haziran 2020 - 14:55

30 views

Haber7 – Enes Taha Ersen

Libya’da uzun zamandır süren Hafter’in saldırıları, ülkede yönetimi hukuka aykırı olarak kuvvet yolu ile ele geçirmeye, hukuku ve demokrasiyi askıya almak hedefine dayandırılmıştır. Darbeci Hafter’in yasa dışı düzensiz isyancı güçleri, ülkeyi ve petrol kaynaklarını zorla ele geçirmek, idareyi kendi çevresinde toparlamayı amaçlayan saldırıları yaklaşık 14 ay gibi bir süre içerisinde ülkede şiddet ve çatışmayı tırmandırmıştır. Bu saldırılar ve Trablusgarp’ı ele geçirmeye yönelik kuşatma,  14 Nisan 2020 tarihine kadar sürmüştür.

Bu tarihte Türkiye, Libya yapılan ikili anlaşmalar sonucunda, siyasal ve askeri desteğini Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti lehine diplomatik girişimlerinin yanı sıra, askeri danışmanlık hizmetleri ile sahada etkinliğini kademeli olarak artırmıştır. Bu bağlamda, özellikle Hafter militanlarına karşı, uygulanan yeni savunma konsepti ile İHA ve SİHA’ların desteğinin yanı sıra modern meskûn mahal savaş taktiğini uygulamaya sokmuştur. Hafter paralı askerlerinin envanterinde sivil hedeflere karşı kullandıkları ağır silahlar, topçu ve mekanize birlik unsurları, hava savunma bataryaları, doğru noktasal keşif ve istihbarat ve nokta atışları ile imha edilmeye başlamıştır. Darbeci yönetim, Türk destekli Libya ordusunun bu ani baskın ve hızlı mobilizasyon taktiklerinin sonucunda, askeri açıdan başarısız olmuştur.

SAHADAKİ GÜÇ DENGESİ

Hafter kuvvetleri,  Libya ordusu birliklerinin ateş ve kuvvet teksifi karşısında yaklaşık bir ay zarfında geri çekilmeye zorlanmıştır. Bugün, Türkiye’nin koordinesinde Libya Ordusu, sahada askeri tarih açısından üstün bir başarı sağlamıştır. Türk Deniz Kuvvetleri savaş gemilerinin denizden desteği ve Türk Hava Kuvvetleri savaş uçaklarının müşterek harbin modern taktiklerini Libya’da uygulaması, çatışmadaki güç dengesi parametresini değiştirmiştir.

Askeri üstünlük, hukuki ve diplomatik olarak Libya’da oynanan büyük oyununu da etkisiz kılmıştır.  Doğu Akdeniz’de türlü gizli planlar yapan; darbeci Hafter üzerinden ülkeyi savaş ve kaosa sürüklemek, kukla bir devlet oluşturmka isteyen kuvvetler başarısızlığa uğramıştır. Trablusgarp meşru hükümeti ile yakın işbirliği içinde koordineli olarak çalışan Türkiye, bugün darbeci Hafter ve milislerini askeri açıdan işgal ettiği mevzilerden geri çekilmeye mecbur kılarak mağlup etmiştir. Suriye ve Sudan’ın yanı sıra bazı Afrika ülkelerinden toplanan asiler ile Rus paralı askerleri unsurları Wagner ve diğer yabancı grupları Sirte hattı gerisine geri çekilmeye zorlayan Libya Ulusal ordusu, uluslararası hukuk açısından da; Libya halkının ‘’kendi kaderini tayin hakkı yani self -determinasyon hakkı’’ nı kullanmaktadır. Libya tarihi bu anlamda büyük bir değişimi yaşamaktadır. 

Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, bugün Libya’da yaşananları, saha dinamikleri ve gelecekte yaşanması muhtemel senaryoları Haber7.com’a değerlendirdi.

“LİBYA’DA BULUNMAMIZ HUKUKA UYGUN”

Türkiye’nin Libya’da gerçekleştirdiği her hamlenin uluslararası hukuka uygun olduğunu belirten Caşın, anlaşmanın hukuka uygunluğuna ilişkin “Öncelikte bir hususu belirtmekte fayda var, o da şu: Türkiye’nin Libya’a bulunmasının sebebi tamamen uluslararası hukuka uygun ve Birleşmiş Milletler Deniz Sözleşmesinde egemen devletlerin ön gördüğü Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşmasını imzalamış durumdadır. Yine BM’nin ilgili hükmü gereğinde bu anlaşma metnini BM’ye gönderilmiş ve herhangi bir itiraz olmadığı için de yürürlüğe girmiş durumdadır.” ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE’NİN LİBYA’DAKİ VARLIK AMACI

Özellikle Libya’da yürütülen operasyona destek veren Türkiye’nin burada yürüttüğü faaliyetler, Batılı devletlerin eleştirilerine hatta Türkiye’yi hukuka aykırı girişimlerde bulunmak gibi haksız suçlamalarına neden olmaktadır. Ancak, Büyük Güçlerin Afrika’da yüzyıllardır tatbik ettikleri sömürgeci politikaların aksine, Türkiye Libya’da BM’in tanıdığı meşru Savaş Hükümeti’ni ve halkını silahlı saldırılara karşı korumak, dünya barışına katkıda bulunmak maksadı ile Libya’da bulunmaktadır. Türkiye’nin “Libya’da ne işi var? ” söylemlerini öne sürenler mevcuttur. BM kayıtlarında bazı ülkelerin, Darbeci Hafter ile BM kararlarına aykırı olarak silah ve paralı lejyoner desteği verdikleri açıklanmıştır. Buna mukabil, Türkiye’nin Libya’daki mevcudiyeti, BM’nin ve NATO’nun bilgisi dâhilinde gerçekleşmektedir. Üstelik, Türkiye-Libya MEB-Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşmaları, müzakereleri Kaddafi yönetiminde başlayıp, Serrac Hükümeti ile imzalanmıştır. Benzeri MEB Anlaşma görüşmeleri Mısır Hükümeti ile de gerçekleştirilmiştir. Bu bakımdan, Türkiye BM’nin Barışı Koruma harekâtlarında olduğu üzere, Libya’daki iç savaşın sona erdirilmesi maksadı ile bölgedeki faaliyetleri, uluslararası hukuka uygun, barış ve güvenliği destekleyici bir niteliktedir.

Diğer taraftan Türkiye’nin Libya’daki faaliyetlerinin hukuki meşruiyet kaynağı, Libya’nın meşru hükümetiyle yapılan anlaşma metnine dayanmaktadır. Caşın, Türkiye’nin burada Libya’ya hem sivil hükümete hem de bölgede iç savaşın sona erdirilmesine yönelik askeri destek vermek için bulunduğunu belirtirken, anlaşmanın aynı zamanda askeri danışmanlık hükümlerini de içerdiği ve bu yüzden bölgede operasyonel destek sağlamasının hukuka uygun olduğunu belirtti:

“Hepimizin bildiği gibi Türkiye’nin askeri iş birliği anlaşması ve Türk ordusunun buraya danışmanlık hizmeti verebilmesi ile ilgiliydi. Bu hizmetler dâhilinde Türkiye bir takım garantiler vermişti: Bunlar darbeci Hafter rejiminin uluslararası hukuka aykırı olan saldırılarına son vermek,  14 aydır yürütülen ve hastane, okul, devlet ve kamu binaları, sivil yerleşim yerlerine yönelik insani hukuka aykırı saldırılar neticesinde pek çok masum sivilin, çocukların katledilmesine neden olan savaş suçlarının durdurulmasıydı. “

DOĞU AKDENİZ’DEKİ YUNANİSTAN VARLIĞI

Yunanistan’ın Mısır, Fransa, Suudi Arabistan ve BAE ile birlikte bölgede oluşturulan Türk karşıtı bloğa destek verdiğine dikkat çeken Caşın, bu devletler ile birlikte Yunanistan’ın Türk egemenlik alanlarına saldırılarda sözlü saldırılarda bulunduğuna dikkat çekti.

“Libya’da Türkiye’nin pozisyonu devam ederken Mısır, BAE, Fransa ve Suudi Arabistan’ın da içerisinde yer aldığı bir karşı cephe kuruldu. Bu cephenin içerisinde dolaylı olarak Yunanistan da yer aldı.” ifadelerini kullanan Caşın, Türkiye’nin de Yunanistan’ı ve Atina’nın savaş ve kaos senaryoları üretmesi yolundaki provokatif girişimlerini ciddiye almadığına dikkat çekti:

“Yunanistan’ın dile getirdiği söylemler hukuki ve askeri mesnetten uzaktır. Öncelikle,  Yunanistan hiçbir zaman Türkiye’yi askeri olarak yenebilecek askeri güce sahip bir devlet değildir. İkinci olarak, Yunanistan Savunma Bakanı’nın ‘Gerekirse Türkiye’yle savaşmaya hazırız’ sözleri gerçeği yansıtmamaktadır. Zira, Türkiye, Yunanistan’a karşı saldırgan bir eylem içinde değildir. Atina egemenlik iddia ettiği Akdeniz’de Türkiye’nin haklarını da yok sayamaz. Türkiye, Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip ve kendi MEB alanında deniz yetki alanlarını korumaktadır. Nitekim, bu anlamsız açıklamaya karşı MSB Hulusi Akar ‘’ O bir dil sürçmesidir diyelim. Dil sürçmesi. Yunanların Türkiye ile savaşmak isteyeceğini ben matematik olarak da askeri doktrin nazarından bakıldığından da uygun olmadığının altını çizmek istiyorum. ‘’ cevabını vermiştir. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in “Türkiye bir kabile devleti değildir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gücünün tartışılmayacağını herkes bilir. Yunan bakana söylüyorum, bu tarz kötü şakalar yapmayın. Bu şakalar alnınıza yapışır. ” açıklamaları; Atina’nın Türkiye tarafından dikkate alınmadığını açıkça ortaya koymaktadır.  Neden? Kanaatime göre, Türkiye ile Yunanistan savaşamaz çünkü hukuken bu mümkün değil, askeri olarak da mümkün değil. Uluslararası hukuk açısından savaşılamayacağı gayet basit.”

“TÜRKİYE SAVAŞIN TARAFTARI DEĞİL”

Özellikle Yunanistan Savunma Bakanı’nın da yüksek sesle dile getirdiği savaş söylemlerine de değinen Caşın, Türkiye’nin böyle bir savaşı talep etmediğini, bu durumun da zaten uluslararası hukukta yeri de olmadığını, hukuksal dayanağının da bulunmadığını belirtti.

“Deniz Hukuku sözleşmeleri, kıyıdaş devletlerin anlaşmazlıklarını barışçıl olarak, müzakere yoluyla, birbirleriyle çözmek zorunda oldukları kuralını getirmiştir. İkinci bir mesele de 1979 yılında Ege denizi gibi kıta sahanlığı uyuşmazlığı meselesinde Uluslararası Adalet Divanı kararında, yüksek mahkeme, Türkiye ile Yunanistan’ın sorunu ikili diyalog ve müzakere yoluyla çözmesini önermiştir.

Askeri açıdan ise her iki ülke de öncelikli olarak NATO ülkesidir. Aynı ittifak içerisinde yer alan ülkelerin savaş durumu söz konusu değildir. Yunanistan’ın iddialarının aksine, Türkiye, “saldırgan-agressive state” değil, bilakis uluslararası barışa destek veren, güvenlik üreten ülkedir. Türkiye; 75 yıldır Kore’den Bosna’ya şimdiye kadar, tüm BM Barışı Koruma faaliyetlerine destek veren seçkin ve örnek bir barışsever ülkedir.

Ancak, Yunanistan’ın Türk gemilerine, uçaklarına ve silahlı askerlerine bir silahlı saldırıda bulunması durumunda, Türkiye meşru müdafaa hakkını kullanır. Birleşmiş Milletlerin 51’inci maddesi, Türkiye tarafından uygulanır.

Maalesef, Yunanistan provokatif olarak,  uluslararası sularda seyir halinde bulanan kargo gemimize müdahalede bulunmaya çalışmaktadır. Türk savaş gemileri haklı olarak bu yasa dışı girişime mani olmuştur.  Ancak, ne Yunanistan, ne de başka bir ülke, açık denizde, deniz seyrüsefer özgürlüğünü kısıtlayıcı eylemde bulunamaz, aksi halde “Korsanlık Suçu” işlemiş olur. BM kararı olmadan Atina, uluslararası seyrüsefer özgürlüğünü kısamaz. Yunanistan’ın yaptığı bir suçtur. Yunanistan bir dünya polisi değildir. Türk gemisini arama hakkına sahip değildir. Cumhurbaşkanımızın da belirttiği gibi Türkiye; Yunanistan, Mısır ve İsrail gibi tüm kıyıdaş ülkelerle diyalog ve iş birliğine açıktır. Türkiye Doğu Akdeniz’de bir savaş, çatışma, sürekli gerginlik değil, tam tersine, tüm tarafların katıldığı iş birliği, uzlaşı ve ortak, hakça ve adalete uygun bir çözüm istemektedir.  Ama 533 deniz miline sahip bir ülkenin kalkıp da deniz menfaatlerinden vazgeçmesi söz konusu dahi değildir. Nitekim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Yunanistan’ın asılsız iddialarına son noktayı koyarak, “Yunanistan boş durmuyor, kuru sıkı atıyor. Türkiye’ye laf atılır mı? Haddini bil. Bilmezsen Türkiye’nin yapacağı şey bellidir” açıklaması ile Ankara’nın olası bir provokatif eyleme karşı çok sert cevap vermekteki kararlılığını ortaya koyduğunu düşünmekteyim.”

YUNANİSTAN’IN SINIR HAYALİ

Yunanistan’ın Doğu Akdeniz ile birlikte gündeme gelen bu şekildeki barışı zorlama ifadeleri, gerginlik ve çatışma söylemleri, iyi komşuluk ve dostluk ilkelerine aykırıdır. Atina yönetiminin; Ege’de dostluk yerine hukuki temelden yoksun bazı bahanelere sığınarak Türkiye’ye tehditkâr girişimler çerçevesinde, hukuki dayanaktan uzak belgelerle, de facto olarak Ege ve Akdeniz’de suni haritalar çizerek, kendi kurallarını oluşturmaya, deniz alanlarında sözde hayali sınırlarını çizmeye çalışmaktadır:

 “Ege ve Doğu Akdeniz’de her iki ülkenin de Münhasır Ekonomik Bölge ile kıta sahanlığı hukuken belirlenmiş değildir. Bu bakımdan Yunanistan’ın, Seville Üniversitesi’nde yapılmış hukuki geçerliliği olmayan düzmece bir haritayla Türkiye’yi Akdeniz’e hapsetmesi kabul edilebilecek bir olay değildir. Çünkü 533 millik kıyı şeridi ile Doğu Akdeniz’in en uzun sahiline Türkiye sahiptir. Hukuken, kıyıya hâkim olan, denize hakim olur prensibi vardır. Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge meselesinde 200 millik bir sınır içerisinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin hakkı olduğu kadar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de egemen sıfatı ile eşit koşullarda haklara sahiptir. Hâlbuki Atina yönetimi, bu sözde haritayla, Rodos ve Meis adaları üzerinden Türkiye’nin denizle bağlantısını adeta bir makas keserek, Ege ve Akdeniz’e çıkamamaktadır. Egemen bir devlet olan Türk savaş uçakları, savaş gemileri, Atina’dan izin almaya mahkûm kılınmak gibi izahı mümkün olamayan bir oldubitti karşısında, susması istenmektedir. Böyle bir tarihi ve hukuki haksızlık uluslararası hukuka göre ve devletin vazgeçilmez egemenlik hakları dâhilinde asla kabul edilemez.”

 “İkincisi, Doğu Akdeniz’de Türkiye henüz kendi Münhasır Ekonomik Bölgesi hakkında bir deklarasyonda bulunmamıştır. Atina’nın İtalya yaptığı anlaşma ise, iki ülke arasındadır. Dikkat ederseniz Yunanistan ile İtalya’nın Akdeniz’deki kıyıdaşlık statüsü, Adriyatik denizi üzerindedir. Bu anlaşma, hukuken, Doğu Akdeniz ve Ege’yi ilgilendiren bir durum olmayıp, Türkiye-Libya deniz yetki alanları anlaşmasının muteberliğini etkileyen bir hukuki durum söz konusu değildir. Ama altını çizmek istediğim asıl mesele,  Yunanistan’ın Türk Ege’deki tezlerini resmen kabul etmesidir. Yani, yukarıda izah ettiği üzere, Ege’de kıyıdaş iki ülke olarak Türkiye ve Yunanistan ana karaları arasında kalan adaların; ana karanın önünü kapatacak şekilde kıta sahanlığı olamayacağı, kapalı denizlerde adaların deniz yetki alanlarının karasuları ile sınırlı olacağı temel ilkesini kabul etmiştir. Ege’de Yunanistan egemenliğindeki adalarının kıta sahanlığı olmayacağı, bu suretle de Meis ve diğer adaların münhasır ekonomik bölgesinin olamayacağı, GKRY ile çizdiği Sevi haritasındaki hattın muteber olmadığını, bu hattaki kıta sahanlığı hakkının aslen Türkiye ve Anadolu ana karasında olduğu tezini Atina tasdik ederek, hukuken kendi kendini haksız pozisyona sokmuştur. Ayrıca, bu İtalya-Yunanistan MEB Anlaşması, tıpkı Mısır-İsrail-Libya deniz sahalarında haksız tecavüz, Arnavutluk ve Libya için de geçerlidir. Bundan sonraki aşamada, Arnavutluk ve Libya’da Yunanistan’a karşı harekete geçecektir. Neticeten, Yunanistan’ın Ege’deki adaların,  ana karalar gibi eşit deniz yetki alanı olduğu hipotezi, çöktüğü gibi, Arnavutluk, Libya, Mısır, İsrail’de Atina’ya karşı yakında hukuken harekete geçmesi an meselesidir. Yunanistan,  adalete ve hukuka aykırı uzlaşmaz uzak tutumu ile Akdeniz satrancında, Libya’da Şah Mat olduğu gibi, bu defa pirince giderken bulgurdan olmuştur.”

CASUS-BELLİ: SAVAŞ SEBEBİ

Yunanistan’ın devamlı olarak uluslararası hukuka uydurmaya çalıştığı 12 mil kavramı üzerinden daha önceleri de savaş sebebi ilan etmeye çalıştıysa da Türkiye devamlı olarak sahada alttan alan, sakinliğini korumaya çalışan taraf oldu. Bu noktada bilinçli bir tavırla “uluslararası hukukun” gerekliliklerini yerine getiren Türkiye, bölgedeki varlığını sağlam bir şekilde gösteriyor.

“Nitekim 79’da Hora olayında aynı hadise devam etmiş ve Türkiye Yunanistan’ın tek taraflı olarak kara sularını 12 mile çıkarmasını “Casus-Belli savaş sebebi” saymıştır. Yunanistan Türkiye’yi sürekli olarak bu girişimi ile tehdit ediyor fakat dikkat edin Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde yarı kapalı denizlerde karşılıklı kıyı açıklığı 12 milden dar olan bölgelerde kıyıdaş devletler kara sularını eşitlik prensibine göre çizmek durumundadırlar ve terk taraflı olarak tasarrufta 

bulunamazlar. Üstelik, Yunanistan’ın 12 mil karasuları iddiaları kabul edildiği takdirde, Ege’nin deniz egemenlik hakları ve hava sahası dâhil Yunanistan’a geçecektir. Kısacası Yunanistan, Ege denizini Türkiye’ye kapatmak eğiliminde görünüyor. Oysa Türk boğazlarının can damarı, Anadolu’nun akciğeri durumundadır. Ege ve Ege’siz bir Türkiye düşünülemez. Yunan yöneticileri Ege denizini iki ülke arasında bir dostluk köprüsü ve ortak bir barış denizi olarak görmeyerek ‘Yunan gölü’ yapma girişimlerine, Doğu Akdeniz’i katması, bölgede gerginliği artırabilir. Yunanistan, XXI. yüzyılın barışçı dünyasına aykırı siyasal, etnik aşırı milliyetçi tutumuna dinsel motif katarak, BM ilkelerine aykırı çok tehlikeli bir yaklaşım içindedir. Türkiye bunu kabul edemez. Kaybeden mutlaka, Atina olur.”

Yunanistan’ın yüksek perdeden konuşmasını, başkalarının zorlamalarıyla yaptığını belirten Caşın, bugün Türkiye’nin bu ilerleyişinin önünü kesilmek istendiği, Ege ve Akdeniz’de hakim güç olmasının rahatsızlığı nedeniyle olduğunu belirtti; sınırların çizilmiş oluşu bir tarafa Münhasır Ekonomik Bölge oluşturmanın bir savaş sebebi olamayacağını ifade etti.

“Eski Yunanistan Başbakanı Çipras da Atina’ya “Gidin ve Türkiye’yle anlaşın. Ben de bunu yaptım” diyor. Yunanistan birilerinin zorlamasıyla Türkiye’ye karşı meydan okuyor, Türkiye’yi Ege ve Doğu Akdeniz’e kapatmak istiyor.  İkinci husus olarak, Münhasır Ekonomik Bölge sorununa tekrar gelecek olursak, 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesine göre; Eğer Türkiye’yle Yunanistan veya GKRY’yle ilgili MEB arasında herhangi bir şekilde bir uyuşmazlık varsa kıyıdaş devletler bunu barışçıl yollarla müzakere etmek, çözmek zorundadırlar. Yani bu durum “Casus-Belli savaş sebebi” olamaz. Çünkü MEB kıyısal bir devlete tam bir yetki vermez, ancak deniz altı kaynaklarından yararlanma hakkını verir. Türkiye’nin de Ege ve Akdeniz’de kıyıdaş bir devlet olarak deniz yetki alanları, karasuları, kıta sahanlığı bulunduğuna göre, bütün bu coğrafi koordinatlar içerisinde arama yapma,  sondaj uygulama hakları saklıdır.  Türkiye, Sayın Enerji Bakanımızın dediği gibi 3-4 ay içerisinde Libya’da da sondaj, sismik arama tarama faaliyetlerine başlayacaktır. Yunanistan, bazı ülkelerden destek alarak, sonda faaliyetlerine müdahale gibi senaryolar üzerinde çalışmaktadır. Demek ki, Atina, Corona-19 pandemi krizi sonrası çöken kendi turizm potansiyeli ve ekonomik resesyon profili Türkiye üzerinden haksız kazanç elde etmek gibi, tehlikeli sularda tehlikeli oyunlar planlamaktır. Türk devleti bütün bu yanlı oyunlara gelmeyecek devlet aklına sahipti ve mukabil planları hazırdır.  “

“YUNANİSTAN SÜREKLİ KAYBEDEN AKTÖR KONUMUNDADIR”

Yunanistan’ın bu çıkışlarının yanı sıra Uluslararası arenada da bu durum karşısında bir lobi oluşturmaya çalıştığına dikkat çeken Caşın, bu çabaların başarısız oluşuna dikkat çekti:

“Demek ki Yunanistan bu denklemi daima ve ısrarla, AB cephesine,  NATO’ya taşımak istemiştir, BM”de boş yere meşgul etmektedir. Ancak, Atina yönetimi yukarıda özetle belirtiğim hukuki, siyasi ve coğrafi gerçekler karşısında bir şekilde tüm uluslararası kuruluşlar ve devletler tarafından veto edilmiştir. Başbakan, Trump’tan, Almanya Başbakanı Merkel’den, NATO Genel Sekreteri ve BM Genel Sekterinden hep el boş dönmüştür. “Yunanistan Ege’de sürekli yardım talep eden zayıf bir devlet gibi”. Türkiye’yi şikayet eden yorulmayan uzlaşmaz bir komşu statüsü ile uluslararası prestijini sürekli kaybeden bir aktör konumundadır.”

“YUNANİSTAN LOZAN’A UYSUN”

Caşın özellikle Yunanistan’ın tehdikar tavırları bir tarafa Türkiye’ye yönelik zorlama ifadelerine de değindi. Türkiye’ye Lozan’a uy çağrıları yapan Yunan yönetimine “Esas Lozan’a uymayan Yunanistan’dır dedi”: “Birinci Dünya Savaşıyla Ouchy (Uşi) Anlaşmasıyla On İki ada Yunanistan değil İtalya’ya verilmiştir. İtalyanlar burayı terk etmedi ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında buraları Yunanistan’a bıraktılar. Bu uluslararası hukuka aykırı bir durumdur. Türkiye bunu defterinde saklı tutuyor. Yunanistan henüz geçtiğimiz gün açıklama yaptı “Türkiye Lozan’a uysun” diye. Ancak asıl uyması gereken Atina yönetimidir, zira adaları silahlandıran taraf Yunanistan’dır. Bu da Lozan’a tamamen aykırıdır.”

TÜRKİYE’NİN LİBYA POLİTİKASI

Türkiye’nin Libya’da yürüttüğü operasyon sağlam bir planlama ve yüksek devlet aklıyla sürdürülüyor. Özellikle sahadaki Türk varlığının devamlılığı noktasında geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen MGK’da alınan kararlar da, duruşun sağlamlığına delil olurken, Ulusal Mutabakat Hükümeti lideri Sarrac’ın Türkiye’ye gelişi; Libya’da halen yürütülen danışmanlık faaliyetlerinin uyumluluğuna işaret ediyor.

“Türkiye’nin bölgesel gelişmeler hakkındaki son alınan Milli Güvenlik kararı ve Sayın Serrac’ın Türkiye’ye ziyareti oldukça önemliydi. Milli Güvenlik Kararı’nda dikkat ederseniz “Türkiye Akdeniz, Libya ve Suriye’de ülkemizin kara, deniz ve havadaki menfaatlerini tavizsiz sürdürmekte kararlılıktadır hükmü  ile “Libya’nın meşru hükümetine yönelik askeri danışmanlık hizmetine devam edilecektir.” Yolundaki tutumu yayınlanmıştır.  Nitekim, yukarıda değinildiği üzere,  Sayın Enerji Bakanımız Fatih Dönmez petrol ve sondaj çalışmalarına 3-4 aylık bir süreç içerisinde başlayacağımızı açıklamıştır. Yunanistan bu hususu, kendi ülkesinin kıta sahanlığı ve egemenliğini gasp olarak adlandırmıştı. Fakat Dışişleri Sözcümüz Sayın Hami Aksoy da çok önemli bir noktaya dikkat çekerek ruhsat alanının BM’ye verilen kıta sahanlığı içinde yer aldığını belirtmiş, Türkiye’nin KKTC’nin de haklarını korumaya devam edeceğini ifade etmiştir. Yani Türkiye bulunduğu noktada geri adım atmıyor.”

“MUAZZAM BİR ASKERİ DENGE”

Türkiye’nin destek verdiği operasyonun sonuna kadar sürdürülmesi için çalışmaların devam edeceği belirtilirken, Çaşın, sahada yürütülen faaliyetlere, kullanılan ekipmanlara ve koordinasyonlara ilişkin de açıklamalarda bulundu:

“Bölgedeki operasyonlara ilişkin Sayın Dışişleri Bakanımız da şunu söyledi “Trablus’dan Tunus’a kadar sahil bandının ele geçirilmesi, uluslararası hava alanlarının ele geçirilmesi, havadan/karadan ilerleme kaydedilmesi göstermektedir ki Hafter bu savaşı kazanamaz.” Ve nitekim Hafter kuvvetleri cepheden silahlarını bırakarak kaçmıştır. Böylece, 14 aylık bir kuşatmada mutlak bir biçimde başarısız olmuştur. Paralı askerler geri çekildi, uçaksavarları vuruldu. Özellikle Pantsir’ler. Yüzlerce tank ve zırhlı aracı geride kaldı. Bu durumda Vatiyye Hava Üssü’nün 19 Mayıs’ta ele geçirilmesi ve Pantsir HSS’lerin vurulması bölgedeki askeri denklemi değiştirmiştir. Çünkü Türkiye sahada muazzam bir askeri denge ile yer alıyor. Deniz’den Gabya sınıfı fırkateynlerimiz, havadan erken ihbar AWACS uçaklarımız havada karakol uçuşları yaparak F-16 uçaklarımızı korumaktadır. Bunun yanı sıra uçaksavar ve yerli, milli SAM (Yerden havaya füze) bataryalarımızı bölgeye gönderdik.

Burada uçaklarımıza veya gemilerimize yönelik oluşabilecek herhangi taaruzları önleyecek Hafter kuvvetlerinin hukuka aykırı taarruzlarını caydıracak etkili bir savunma modeli ortaya koymuşlardır. Özellikle Türk ordusunun deniz ve havadan verdiği istihbarat desteği ile Bayraktar’ın yapmış olduğu insansız hava araçları SİHA’lar buradaki Vatiyye üssü ve diğer mevzilerin alınmasını sağlamıştır. 14 Nisan’dan olan operasyonun ilk başlama tarihinden, 19 Mayıs Vatiyye Üssü’nün alınmasıyla gelinen bu güne kadar 450m kilometre mesafe alındığını görüyoruz.”

SAHADAKİ ULUSLARARASI POLİTİKA

Şu an Hafter kuvvetleri ile Sirte bölgesinde çatışmalar devam etmektedir.  Petrol hilali Sirte çukurunda Mısır ve Wagner kuvvetlerinin askeri bir operasyon maksadıyla Misrata-Cufra bölgeinde ağır silajlar ile yığınak yaptıkları haberleri gelmektedir. Buna mukabil, bölgede Lübnan, Suriye, Irak gibi iç savaşın sona ermesi ve Libya’nın toprak bütünlüğünün korunarak, ülkenin parçalanmasının önlenmesi için, Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi hedef Sirte’dir. Burada bir diğer hususun çok önemli olduğunu düşünüyorum. O da şu: Sayın Serrac’ın Türkiye’ye ziyaretedir. Serrac, “Türk şirketlerini tekrar Libya’da görmek istiyoruz” demiştir. Görüldüğü üzere, Libya’da barışı isteyenler ile savaşı tercih edenler arasındaki çıkar çatışmasının, bir tür  yıpratma savaşına dönüştürülerek  uzun, yorucu ve karmaşık bazı planların sahne konulmak istendiğini düşünmekteyim.  Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov da tutuklu Rus mahkûmların serbest bırakılması ve BM çatısı altında siyasi çözüme destek isteyerek Rus şirketlerin, normalleşme döneminde Rusya’ya geri dönmesini önermişti. 

RUSYA’NIN LİBYA TAVRI

“Dikkat ederseniz burada Başkan Putin bir açıklama yaparak Wagner askerlerinin devleti temsil etmediğini ve onların maaş almadığını söylemişti. Wagner’e şöyle değinmek istiyorum. Burada Rusya çok ciddi bir Hibrit savaş modeli ortaya koymaktadır. Uzun vadeli bakıldığında, Suriye sonrasında, Akdeniz’de ikinci bir deniz üssü ve Rus nüfuz alanı olarak Libya’nın hedef seçildiği söylenebilir. Bildiğiniz üzere, Rusya daha önce Hibrit Savaşı Gürcistan ve Ukrayna da gerçekleştirmiştir. NATO gelişmeleri çok yakından takip etmekte olup, halen Baltık Denizi’nde büyük bir askeri tatbikat yapmaktadır.  BM uzmanlarına göre 24 Nisan BMGK raporunda yaklaşık bin 200 Wagner paralı askerinin burada yer aldığı fakat raporda gerçek rakamın 2 bin 500 olduğu belirtildi.”

LİBYA’NIN GELECEĞİ VE DOĞAL KAYNAKLAR

“Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin deniz hak ve menfaatlerin korunması için sondaj yapılmakta ve Münhasır Ekonomik Bölgede faaliyetlerini sürdürmektedir. Türkiye aynı zamanda Rusya’ya da bu konuda denizde iş birliği öngörmektedir. Rusya Enerji Bakanı da yaptığı bir açıklamada Doğu Akdeniz’de iş birliğine açığız demiştir. Sayın İbrahim Kalın “Bildiğimiz bir saha. Yeni anlaşmalar, yeni iş birliği alanları mevcuttur.” dedi. Kazan kazan ilkesine göre doğal kaynaklar Libya halkına kazandırılacaktır. Bu durum, Ankara’nın işbirliğine açık politikasının halen geçerli olduğunu ortaya koymaktadır.”

LİBYA’DAKİ TARİHSEL SÜREÇ

“Türkiye’nin Libya’da ne işi var” diyenler yalnızca batılı devletler de değil. Türkiye’nin de kendi içinde bu tarz söylemler son zamanlarda yüksek sesle duyurulmaya başlanırken, Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, Türklerin Libya’daki tarihsel sürecini değerlendirdi:

“Peki Türkiye neden acaba buraya geldi diye baktığımızda bizim buraya gelişimiz çok eskiye dayanıyor. 1519’da Trablus halkı bizden destek istemiştir. 1510’da İspanya Trablus’u yağmaladığı için 1517’de Yavuz Sultan Selim Han Mısır’ı aldığında  1519’da Trablus halkı Osmanlı’dan yardım istedi. Padişah, Barbaros Hayrettin’i göndermiştir.  Akabinde Enderun Murat Ağa ile bir amfibi birlik önce bu bölgeye gitmiştir. Osmanlı ordusu öncü birliklerini sevk etmiştir. Nitekim, Kanuni’nin gönderdiği donanma ile 1551 de önce Tunus fethedilmiş ve  arkasından da Libya alınarak, böylece Afrika kapısı Osmanlıya açılmıştır.”

LİBYA’DAKİ TÜRK VARLIĞI

“ABD’nin ve NATO’nun desteğiyle Serrac ile bir diyaloğa girilmesi durumu söz konusu olabilir.  Bundan böyle bölgenin dengelerinde ibre Türkiye tarafını gösteriyor. Demek ki Kanuni’nin 1550’deki donanması, 361 yıl sonra yeniden burada. Buradan geri dönüş yok. Mustafa Kemal ile Enver Paşa Libya halkına yardıma koşmuştur. Libya’da yaşayan yaklaşık 1 buçuk milyon Türk kökenli yerli kabileler mevcuttur.  Yani 8 milyon nüfusta azımsanamayacak bir rakam bu. Bazılarının eksik tarih bilgisi ile Libya’da ne arıyoruz sorusunun açık cevabı, tarih, kültür ve jeopolitiktir. Unutmayalım ki,  Balkan Savaşlarından sonra, Libya’ya Türk göçü olmuştur. Bir kısmı Türkiye’ye bir kısmı ise yakın olduğu için Libya’ya oraya göç etmiştir.”

LİBYA’NIN DOĞAL KAYNAKLARI

Avrupa’lı devletlerin buraya gözünü dikmesinin bir diğer nedeni de Libya’nın Doğu Akdeniz’deki en büyük, en verimli petrol ve doğal gaz yataklarını sınırlarında barındırıyor olması. bu durum Batılıların iştahını kabartırken, Cumhurbaşkanı’nın “Lejyonerlere ve darbecilere bırakmayacağız” sözü tam da Türkiye’nin politikasını açıkça gösteriyor. 

“Gelinen noktada Hafter’in Mısır hava kuvvetlerinden yardım alabileceği düşüncesi var mı? Bu gidişat nereye gidebilir buna bakalım. Sayın Cumhurbaşkanımız, Rus mevkidaşı Sayın Putin ile konuyu yeniden müzakere etmiş, işleri düzene sokmak ve bölgede ekstra bir gerilim yaşanmaması adına görüşmeler gerçekleşmiştir.

RUSYA-ABD VE SAHADAKİ DENGELER

Rusya’nın da son dönemlerde savaş uçakları, savunma sistemleri ve Wagnerler ile sahada varlık göstermesi konusunda Türkiye ile ilişkilerini değerlendiren Caşın sahada ciddi uluslararası denge politikalarının bulunduğuna işaret etti:

“Bizim Türkiye ile Rusya’nın çok önemli stratejik bir işbirliği olduğunu düşüyorum.  Türk akımı, Akkuyu Santrali 4.ünitesi, turizmin yanı sıra S-400 programı devam ediyor. Ve belki de ikinci S400 ü alacağız. Türkiye ile Rusya 40 milyar dolarlık bir ticaret hacmini hedeflemiştir. Belki Türkiye SU-57’yi alabilir.  Bu açıklama yapıldı. “ABD bize F-35’leri vermezse S-400’leri  aldığımız SU-57’lere de ortak olabiliriz.” denildi. Sayın Cumhurbaşkanımızın Rusya ziyareti de bunu açıkça öngörüyor.

Fakat dengeli bir başka oyuncu var, o da Amerika Birleşik Devletleri. Burada Trump ile mutabakatlarımız oldu denildi. Hafter her an sürecin dışına atılabilir. Başkan Trump’ın Libya’daki başarımızı teyit ettiğini Cumhurbaşkanımız açıklamıştır. Bana göre, son durumda Hafter gidecek.”

ARAP BİRLİĞİNİN TÜRKİYE KARŞITLIĞI

“Burada bir başka hususta karşımıza çıkarılan Mısır. Ateşkes önerisi kabul görmedi ve tanklar Libya sınırında tutuluyor. Bir kısmı geçti sınırı. Bazı merkezler, denizde ve karada Mısır’da Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getirmek istiyor. Nitekim Arap Birliği Genel Sekreteri yardımcılığı yaptığı açıklamada ‘’Türkiye Arapların içişlerine karıştı. Irak, Suriye ve Libya’da  müdahalede artış var. Arap ülkelerini rahatsız ederek bu iyi komşuluk ilkelerine dayanmıyor. ‘’ifadesine yer vermiştir.  Bu iyi komşuluk ilkeleri konusunda Arap Birliği’ne şöyle bir cevabım var. Sayın Trump şunu söyledi Kral Selman’a: ‘’Biz olmasak iki haftada iktidarda kalamazsınız. Bir telefon ile 500 milyon dolar aldık.’ Yani ABD ile ilişkiler ortada iken, ABD ve Rus askerleri Suriye topraklarını işgal ettiğinde sessiz kalan bir Arap dünyasından bahsediyoruz. Yine İsrail Kudüs ve Golan’ı işgal ediyor Arap Birliği ve Müslümanlar sessiz kalıyor. Ve bugün maalesef Ayasofya’nın Fatih tarafından feth olmadığı, İstanbul’un işgal olduğunu bazı İslam âlimleri iddia etmektedirler.  Demek ki burada Arap Birliği’nin tamamen ABD-İsrail güdümüne girdiğini maalesef endişeyle karşılıyoruz.”

“Amerikanın P8-A-Poseidon uçağı istihbarat keşif uçağı bugün Libya üzerinde Sirte körfezinde ciddi uçuşlar yaptı. Geçtiğimiz hafta 4 uçak ona önleme yaptı. Ve o uçağı zorda bıraktı. Amerika’yı bölgeden  çıkarmak isteyen bir Rusya var. Yani Rusya Suriye’den sonra hem Libyada hem Cezayirde ve yapabilirse Tunus’ta kıyıbaşı elde etmek istiyor.  Dikkat edin yalnız bu P8 uçakları 6’ıncı filonun uçak gemisine refakat etmektedir Rus denizaltının teşvik ve tehdit için uçtuğu gibi        SU-35 leri de tespit ediyor.  Rusların buradaki radar yetenekleriyle su üstü gemilerini tespit ediyor.”

ATEŞKES İHTİMALLERİ

“Eski bakan yardımcılarından Matthew Bryza bugün bir açıklama yaparak “Deyrizzor’da biz Rus askerlerini vurduk.”  dedi. Amerikaya karşı operasyon yapıyorlardı. Amerikan bombardımanında bombalanınca öldüler ve sorun çözüldü.  Bu kez çıkıp açıklama dahi yapmadı. Buradan Amerika’nın bir yandan Türkiye’yi de Rusya’yı da karşı karşıya getirmek istediğini söyleyebilirim. Peki ateşkes olabilir mi diye baktığımızda  BM değişen güç dengesini takip ediyoruz. Müzakere ve ateşkes fırsatı vardır diyor. Türkiye’nin ben ateşkese pek de yanaşacağını düşünmüyorum. Türkiye Rusya ile dengeli bir ateşkes  belki de diplomatik bir işbirliği yapabilir. Müteakip safhada,  normalleşmeye doğru giden bir yolda Türkiye’nin güvenliğinde bir bölgede yeniden altyapıyı kurabilir. Türkiye doğu Akdeniz güvenliğinde Amerika ve nato  ile ortak çalışmakla birlikte AB’ye yönelik olan düzensiz göçün önlenmesine katkı sağlamaktadır. Zira Serrac hükümeti geçtiğimiz hafta Malta’yla da böyle bir anlaşma yaptı.” 

MISIR’IN YAKLAŞIMI

Daha önce Sisi’ye siyasi ve askeri liderlerin, Türkiye ile iş birliği yapılması konusunda ülkesinden çağrılar geldiğini de belirten Caşın, Sisi’nin bu durumu kabul etmediğini söyledi. 

“Libya halkı gibi tarihte Türkler ve Mısırlılar haklı olarak Akdeniz’in kardeş ve birbirinin tamamlayıcı ülkeleridir. Yunanistan İsyanı’nda da Kavalalı Mehmet Ali Paşa Türkiye’ye yardım etmiştir. Yarın da bu durum böyle olacaktır. Dolayısıyla Mısır halkına Türkiye düşman değil, tam tersine dosttur. Türkiye’nin burada durduğu nokta seçimle gelen bir rejimin haksız şekilde tutuklanarak iktidardan devrilmesidir. Sisi bugün uluslararası hukuk açısından gayrimeşru, darbeci bir kimliktir. Mutlaka, iki ülkenin bu ilişkileri yenden sağlam temeller üzerinde inşa edeceğine inancım tamdır.”

MISIR’DA DARBE İHTİMALİ

Libya’da Hafter’i kurtarmak için son olarak Körfez operasyonuyla Mısır’ın sahaya fiziki olarak çıkması konusu gündeme geliyor. Özellikle bir kara, hava ve denizden yapılabilecek olası bir saldırı Mısır saldırısı üzerine değinen Caşın, bu durumun Sisi’nin sonunu getirebileceğini belirtti.

Mısır halkının aç ve yoksul durumda olduğu için özellikle Sisi’ye tepkili olduğuna değinen uzman “Eğer Mısır, Türkiye’ye bir şekilde askeri harekatta bulunursa; Mısır’da Sisi’ye karşı bir darbe her an olabilir. Böyle bir şey bekleniyor. Çünkü Mısır halkı aç ve susuz. Aç halkı silah doyurmuyor. İkinci husus General Elbisesiyle Hafter’in olamayacağı belli. Başkalarının pinokyosu, yani Puppet State dediğimiz düzen burada da başarısız oldu. Demek ki elbiseyle asker olunmuyor. Askerlik normundan ve onurundan uzak sivil Libya halkını öldürerek savaş suçlusu ve Batı’nın ajanı konumundaki Hafter, sadece dış güçlere hizmet etmektedir. Paralı askerlerle kahramanlık yapan eski zamanlardaki bir yol kesenler, haramiler gibidir. Orta Doğu’da Haramilere yer yok, darbecilere hiç yok.” dedi.

HAFTER’İN GÜNAH GALERİSİ

Yönetimi devirerek başa gelmeyi amaçlayan Halife Hafter, Libya’nın öz kaynaklarını hukuksuzca ele geçirip, yağmalamaya çalıştı. 46,5 milyar varillik petrol ve 1.5 trilyon metreküp doğal gaz rezervi ile oldukça zengin yataklara sahip olan ülke, dünyada petrol üretiminin yüzde 2,2’sine sahip. Ancak tüm bu zenginliğe rağmen darbeci Hafter ülkeyi neredeyse 5 milyar dolarlık bir zarara uğrattığı ortaya çıktı.

-Öz kaynaklara gasp

Mevcut üretimin 1,6 milyon varilden 450 bin varilin altına düştüğü belirlendi. Petrol Hilali bölgesinde yaşanan bu gasp girişimine ilişkin Caşın konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“İbrahim Caferan denilen şahıs, üretim kesintisi yaparak şu ana kadar ülkeyi neredeyse 100 milyar dolarlık bir zarara uğrattı 2011 yılından bu yana. Birileri Misrata-Sirte körfezindeki bu hayati yerleri, petrol üretimini durdurarak Libya’yı zayıf kılmaya çalışıyor.”

– Libyalıların egemenliğine müdahale

“Hafter darbeci bir yöneticidir. Libya kaynaklarını yağmalamıştır. Hukuka aykırı olarak Libya’nın tek taraflı egemenliğini ele geçirmeye, halkı kendisine tabi olmaya zorlamıştır. Bu demokrasiye ve en önemlisi Libya halkının kendi kaderlerini kendi tayin etme haklarına aykırıdır.”

-Savaş suçlusu

Caşın ayrıca, Darbeci Hafter için, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın söylediği Libya’yı terk ettiği sözlerini hatırlatarak Hafter’in bir savaş suçlusu olduğunu ve demokrasiye karşı yenileceğini ifade etti. 

“Hafter’in savaş suçu işlediği ortadadır. Hafter sonunda Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde sivilleri katletmesinden dolayı yargılanacaktır. Okulları, sivil hedefleri ve hastaneleri ağır silahlar, tanklar ve hatta uçaklar ile vurdu. Paralı askerler ve lejyonerlerle yaptığı bu faaliyetlerden dolayı savaş suçu işledi. Uluslararası Lahey ve Cenevre sözleşmelerine göre bu bir savaş suçudur ve bundan yargılanacaktır.  Hafter’in teyit edilmese de Mısır’a kaçtığı söyleniyor, eninde sonunda demokrasiye mağlup olacaktır. Cumhurbaşkanımız “Libya’yı asla lejyonerlerin ve darbecilerin insafına bırakmayacağız.” diyor. Demek ki Türkiye Akdeniz’i hedef gösterirken, Ankara ziyaretinde  Serrac “Türkiye’ye minnettarım, bu başarı hepimizin zaferidir.” açıklamasında bulunmuştur.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.