27 Mayıs'ın tanığı Prof. Dr. Mim Kemal Öke karanlık süreci anlattı! - YeniHavadisYeniHavadis

27 Ekim 2020 - 00:44

27 Mayıs’ın tanığı Prof. Dr. Mim Kemal Öke karanlık süreci anlattı!

Prof. Dr. Mim Kemal Öke, ailesinin de yakınından tanık olduğu ve doğrudan etkilendiği 27 Mayıs 1960 darbesini Haber7 için yorumladı. Darbeye giden yolda anneannesinin nasıl hapiste işkence gördüğünü, dedesinin neden intihar ettiğini anlatan Öke, 27 Mayıs’ta başlayan sürecin 15 Temmuz’da sona erdiğini söyledi.

27 Mayıs’ın tanığı Prof. Dr. Mim Kemal Öke karanlık süreci anlattı!
Son Güncelleme :

26 Mayıs 2020 - 15:51

40 views

Haber7 / Özel – Tarık DAĞLI’NIN haberi

27 Mayıs 1960, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk askeri darbesi olarak tarihe geçti. Ancak etkisi çok daha fazlasıydı. Halkın seçtiği, bağrına bastığı isimler vatandaşın iradesi hiçe sayılarak hapse atıldığı gibi, ülkenin en önemli politikacıları, en parlak isimleri idama götürülmüştü. Darbecilerin estirdiği korku tufanı Türkiye’nin üzerinden 15 Temmuz 2016’ya kadar kalkmayacak ve aradaki 56 senede cuntacılar canları her istediğinde bu gayrimeşru müdahaleyi yapmayı kendilerine hak bileceklerdi. 27 Mayıs 1960 henüz 5 yaşında olan Akademisyen, yazar Prof. Dr. Mim Kemal Öke de o günü hatırlayanlar arasında. Annesinin dedesi Ekrem Hayri Üstündağ, Demokrat Parti’nin kurucularından olduğu için o döneme ait anıları ise bir çocuğun gözündekinden çok daha fazlasını içeriyor.

Öke, o günleri ve darbenin ailesine olan etkisini şu sözlerle anlatt: 

Benim ailemin Mim Kemal Öke kısmı baba tarafı… Onlar; Cumhuriyet Halk Partili tabi ama öte yandansa siyasi açıdan çok daha aktif olan anne kısmıdır. Annemin dedesi doktor Ekrem Hayri Üstündağ; İzmirli. Cumhuriyet Halk Partisinde siyasi hayata başlıyor ve Celal Bayar’ın çok yakın arkadaşı. Demokrat Parti’nin kurucusu… Altında onun imzası var. Demokrat Parti dedemin evinde Çeşme’de kuruluyor. Celal Bayar ile ve evleri de çok yakın. Dolayısıyla Demokrat Parti hüviyeti ailede daha fazla… 

DEMOKRAT PARTİ ANNEMİN DEDESİNİN EVİNDE KURULDU

Ekrem Hayri Üstündağ Demokrat Parti’yi kurulduktan sonra Celal Bayar Cumhurbaşkanı oluyor. Adnan Menderes’in de başbakanlığının önünü açan kişiler bunlar. Genç dinamik. Adnan Menderes’in de ilk kabinesinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı olarak görev alıyor. Oğlu var, annemin babası. Bülent Üstündağ; yedek subay… 1946 seçimlerini bir şekilde eleştirmek için (şaibeli derler ya) Demokrat İzmir ki, bu gazete Bülent beyin gazetesi, orada bir yazı yazıyor. Başmakale yazıyor. Burada diyor ki “bir parlamento kuruldu ama bunun mezhebi gayri sahih.” Bir şekilde Cumhuriyet Halk Partisi’ne itham edecek şekilde İsmet Paşa’ya itham edecek şekilde “gayri sahih bir doğum yaptınız burada” diyor. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi, İsmet Paşanın direktifiyle bir yazarı arıyor. İsmini koymuyor çünkü o sırada yedek subay ve gazete anneannemin mesul müdürü olduğu bir varaka. Anneannemi yakalıyorlar onu içeri atıyorlar. Anneannem o sırada teyzeme hamile. Ve Demokrat Parti’nin müracaatlarına rağmen serbest bırakmıyorlar. Hapishanede bir şekilde işkence görüyor. Çocuğunu orada doğuruyor ve aklını kaybediyor. Aklını kaybettiği o süreç içinde eşi yani Bülent Üstündağ, gazeteci olan, yedek subay olduğu için silahı koyuyor alnına ve çekiyor tetiği. İntihar ediyor. Tarih 10 Kasım’dır.

O TRAVMALARI AİLEM ATLATAMADI

Bundan tam 25 sene sonra anneannem de intihar etti. Çünkü o travmaları hiçbir zaman unutmadı. Üstündağ Ailesi’nin içinde böyle bir 27 Mayıs ve o süreç hakkında ciddi bir sıkıntı vardır.

Gelelim 27 Mayıs’a. 27 Mayıs’ı Mim Kemal nasıl hatırlıyor?

MENDERES, BAYAR EVİMİZE GİRİP ÇIKAN İNSANLARDI

Çocukluğuma geliyor tabi o zamanlar. 1955-1960, o sıralarda 5 yaşında bir çocuksunuz. Evin içinde sürekli bir hüzünlü, kasvetli, melankolik bir hava var. O günlerde tek hatırladığım radyodan Yassıada saatleri… Radyodan o anlar girdiği vakit tüylerim ürperirdi. Aile Demokrat Partili olduğu için ve Demokrat Partililer de orada yargılandığı için, Celal Bayar da orada olduğu için herkes böyle kesilirdi. “Aman dikkat edelim, bakalım ne oluyor, ne bitiyor” diye. Bunlar bizim dostlarımız çünkü. Ekrem Hayri Üstündağ o zamanlar sağdı. O da 60’ların sonuna doğru vefat etti. Ancak Ekrem Hayri Üstündağ oraya gitmedi çünkü bir şekilde, Demokrat Parti’nin son dönemlerinde Adnan Menderes’i uyaran kişilerden bir tanesidir. “Bu gidiş iyi değil, asker bir şeylere hazırlanıyor, bunun kokusunu alıyorum” diyen insandır.

Evin içindeki bu atmosfer, Yassıada, asılanlar, yargılananlar vs. Annem burada o günleri de anıp yani babasının da intiharını hatırlıyor. O zaman annem 8 yaşında. Babası geliyor kendisini öpüyor, gidiyor ve sonra silah sesini duyuyor annem. Odaya girdiği vakit de babasının kanlar içinde kaldığını görüyor. 

Babam derdi “Ya kapatalım, Yassıada saatlerini radyoyu kapatalım” diye. Fakat ben 5 yaşındayken o zaman derdim “Baba nedir bu?” iki kelime çok önemlidir o zaman. Asacaklar mı? Asma hadisesi…

HAYATIMDA ADAM ASMACA OYUNUNU OYNAYAMADIM

Bir oyun vardır, adam asmaca. Hayatımda oynamadım nefret ederdim çünkü. Asılacak adamlar, kimi asacaklar daha neyi asacaklar? Menderes’i astılar ve Menderes benim dedemin evine giren çıkan insandı. Yani ailemizin içindeki insanlardı. O Fatin Rüştü Zorlu’yu mesela babam çok severdi o da delikanlı olduğu zamanlarda, büyük bakanlardı bunlar. Hasan Polatkan keza bunlar ailenin tanıdıkları. “Asılmak nedir baba?” diye sormuşum. İkinci sorum; Niye astılar? Bunlar iyi adamdı diyorsunuz da bunları niye astılar? Babam yine buna cevap veremiyor. Üçüncü soru; “Kim astı bunları baba? Asan kim?”

– Asker astı.

Asker, şimdi sokakta dolaşan inzibatlar. O 27 Mayıs inzibatlarının kendine mahsus bir kıyafeti vardır. Onları gördüğüm zaman tüylerim ürperirdi. Ben milliyetçi bir adamım. Ben askerden nefret edebilirdim 27 Mayıs’taki bu imajlardan dolayı. Küçük bir çocuğun benliğine sinmiş bu imajlardan nefret edebilirdim. Babam çok güzel bir şey yaptı orada. Feridun Fazıl Tülbentçi tarzındaki isimler Türk kahramanları, Türk askeri, Mohaçlar, oralardaki askerlerimizi tanıttı. “Ve baba” dedim “Hangisi? Sokakta gördüğümüz mü? Kitapta okuduğumuz mu”

“Kitapta okuduğun oğlum” dedi babam

İzin vermedi yani. Yani darbeci askerle, kahraman serhattaki asker arasındaki farkı o sıralarda babam benim belleğime güzel çaktı. Ama ben orada şanslıydım. O farkı bir şekilde bana öğrettiler.

DARBELERDE SERHAT TÜRKÜLERİNİN KULLANILMASINA HEP İÇİM CIZ ETTİ

Ama 27 Mayıs o kadar kötü bir imaj bıraktı ki ve bu 15 Temmuz’a kadar da gitti. Üzülerek söylüyorum. Allah aşkına çok titrememiz lazım bizim askerimizin üstüne. Hala da sokakta sıkı yönetim vs. geldiği vakit bir asker gördüğümüzde titrerim. 15 Temmuz en kötüsüydü. Allah Türkiye’ye bir daha bunları yaşatmasın. Ama her darbede serhat türkülerinin kullanılması meşruiyet açısından içimi cız ettirmiştir. Kullanmayın bunu ve bir daha da olmasın. Babamın çizdiği o imaj var ya, dışarıda gördüğünüz darbeci asker ve kahraman Fatih Sultan Mehmet’in Mehmetçikleri… o bizim kutsalımız. Estergon Marşı o bizim kutsalımız. Oraya girmeyin. Ve bir daha da bu işi yapmayın. Bu milletin askeri bu kadar sevmesi kültürel bir geleneğimizdir. O geleneğimizi iğfal etmeyelim. 

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.